Meşrutiyet Mahallesi, Meşrutiyet Cd. No:12/17 Çankaya/Ankara
Allerjik Astımda Beslenme ve Çevresel Faktörlerin Önemi

Başta Allerjik Astım Olmak Üzere Allerjilerde Beslenme ve Çevresel Faktörlerin Önemi

Yaşantımızda en çok yer tutan, neredeyse her öğünde yediğimiz besinler ;unlu mamüller, et, süt, yumurta, şeker ve mayalardır.öncelikle unlu mamüler,süt ve şeker allerjilere zemin oluşturan temel besinlerin arasında yer almaktadır. Ancak proteinlerin zamansız ve aşırı tüketimi de allerjen sebepler arasındadır.

Son bilimsel gelişmelere bakılırsa, günlük yaşamı zorlaştırmalarının yan sıra, allerjiler günümüzde giderek yaygınlaşan oto-immün hastalıklar başta olmak üzere yaşamı tehdit eden pek çok hastalıktan da sorumludur.

Temel besin alerjilerinin yol açtığı oto-immün hastalıkların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz; 

  • Diyabet tip 1
  • Haşimoto Tiroiditi
  • Romatoid Artrit
  • Ankilozan Spondilit
  • Çölyak Hastalığı
  • Ülseratif Kolit

Yine, temel besin alerjilerinin tetiklediği hastalıklardan birkaçı ise;

  • Astım
  • Sinüzit
  • Gastrit
  • Kolit
  • Reflü
  • Akne vb deri hastalıkları
  • Sedef
  • Tip-II Diyabet
  • Obezite
  • Damar Sertliği
  • Damar Kireçlenmesi gibi damar hastalıkları

Beslenme haricinde polen, hayvan tüyü, ev tozu,değişik kimyasal ve kozmetik ajanlar gibi yüzlerce maddeye karşı gelişen alerjik tepkiler de yukarıdaki hastalıkların sebepleri arasındadır.

Temel besin alerjileri çeşitli davranış bozukluklarına da yol açıyor:

  • Hiperaktivite
  • Dikkat eksikliği
  • Sosyal uyumsuzluk
  • Karbonhidrat bağımlılığı…

Bunlar sadece birkaç örnek. Temel besin alerjileri çeşitli ilaçların yan etki profillerini ağırlaştırmak gibi, vücutta daha nice bozukluğa yol açıyor. Peki, bu süreç nasıl işliyor? Nasıl oluyor da ekmek, süt gibi neredeyse kutsal besinler bizi “alerjik” yapıyor?

  1. Bazı insanlar genetik olarak bazı besinlerin proteinlerine karşı savunmasız.
  2. Genetik olarak savunmasız kişilerde besin proteinleri bağırsakta hasar oluşturuyor.
  3. Yabancı proteinler bu hasarlı dokudan vücuda sızdıkları gibi, o sırada bağırsakta bulunan başka birçok madde de aynı yerden kana karışıyor.
  4. Kana karışan yabancı proteinler dolaşımla birlikte tüm vücuda dağılıyor.
  5. Yabancı proteinler barsak hücreleri ile aynı yapıda hücrelere sahip olan tüm dokulara hasar vermeye başlıyor.
  6. Bağışıklık sistemimiz hasarın oluştuğu yerlerde derhal tepki veriyor ama yabancı proteinleri yok edemiyor. Zira bu proteinler bağırsakta tam sindirilmemiş halde iken kana karıştıklarından, çok büyükler.
  7. Bağırsaktaki hasarın nedeni her gün sürekli tüketilen bir madde olduğu için, bağışıklık sistemimiz her gün devam eden bu ‘saldırı’ yüzünden büyük stres altına giriyor, sağlıklı çalışması bozuluyor.
  8. Bağışıklık sistemimiz stres altında iken aşırı yanıtlar vermeye başlıyor. Yabancı proteinin verdiği hasara bağışıklık sisteminin verdiği hasar da ekleniyor.
  9. Doku harabiyeti ilerliyor, dokunun yapısı bozuluyor. Örneğin bu doku deri ise artık parfüm veya metal takılar dahi deride hastalık oluşturuyor. Sonuç: alerjik cilt
  10. Dokunun yapısı bozuldukça fonksiyonları da bozuluyor. Örneğin bu doku tiroid dokusu ise artık yeterince hormon üretmemeye başlıyor. Sonuç: Hipotiroidi
  11. Organ belirtileri şeklinde, artık göz ardı edilemeyecek hastalık tabloları gelişiyor. Örneğin pankreas tahribatında insülin üretimi duruyor. Sonuç: Tip-I diyabet.

Bu arada; alerji ve intolerans kavramlarını kısaca açıklamakta yarar olabilir; zira bu iki tanım çok farklı kavramları tarif ederler:

İntolerans besinlerin karbonhidrat içeriğinin incebağırsakta sindirilememesi sonucunda bu bol şekerli barsak muhtevasının kalınbağırsağa ilerlemesi ve buradaki florayı oluşturan bakteri ve özellikle mantarların bu zengin içerikle aşırı beslenerek gaz oluşturması, bunun da şişkinliğe yol açması sürecini tarif eder. İntolerans sürecinin nedeni, bazı kişilerde bazı sindirim enzimlerinin üretilememesidir.

Besin alerjisi besinlerdeki proteinlere karşı vücutta bir dizi reaksiyon oluşması demektir. Alerji sürecine yol açan asıl neden bazı besinlerdeki proteinlerin bağırsak geçirgenliğini bozması ve vücuda girmesidir. Yabancı bir proteinin vücuda girmesi bir zehrin kana karışması, yabancı bir maddenin vücudu istilası anlamına gelir. Savunma sistemimiz (immün sistem=bağışıklık sistemi) bunu tam olarak bu şekilde algılar. Yabancı bir proteinin vücuda girmesi er-geç yaşamı tehdit eden reaksiyonlar zinciri oluşturur.

Beslenme Bozukluğu

Beslenme Bozukluğu ile allerjiye yatkın hale gelen kişiler için astım veya allejik bronşit veya alerjik rinit,sinüzit açısından en önemli tetikleyici madde ev tozu akarlarıdır. Ev tozu akarları sıcak ve rutubetli ortamları seven, gözle görülmeyen mikroskobik canlılardır. 
Astımın görülme sıklığı son 20 senedir dünyanın birçok bölgesinde giderek artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bu artış daha fazladır. Dünyada 300 milyondan fazla kişide astım hastalığı bulunmaktadır. Astım sanayileşmiş ülkelerde daha sık görülmektedir. Değişen yaşam(çevre faktörleri ve beslenme) şekilleri, iç ve dış ortam havasındaki kirlenmeler, alerjen sayısı ve yoğunluğundaki artış sebepler arasında sayılabilir. Köyden şehre göç edenlerde de astım sıklığı artmaktadır.



Astımın gelişiminde genetik özellikler ve çevresel faktörler önemlidir. İç ve dış ortamdaki çevresel alerjenler astımın şiddet ve sıklığını arttırmaktadır. Astım kalıtımın önemli rol oynadığı bir hastalıktır. Ancak genetik yatkınlığı olan herkeste astım ortaya çıkmamaktadır. Çocuklar günün büyük bir kısmını iç ortamlarda geçirdiklerinden iç ortamdaki hava kirliliğinden ve alerjenlerden daha çok etkilenirler.
Hastalık gelişmeden önce sebep olan faktörlerin ortadan kaldırılıması, hastalık gelişiminin erken döneminde tanı ve tedavi, düzenli takip altında olmak olarak özetlenebilir.



En büyük risk faktörü ev tozu akarlarıdır. Diğerleri arasında hamam böceği, hayvan tüy ve epitelleri, mantar sporları, sigara dumanı maruziyeti, beslenme sayılabilir. Astımlı hastanın yaşadığı çevre ile ilgili özellikler araştırılmalıdır. Çevresel alerjen miktarını azaltabilmek amacı ile çeşitli önerilerde bulunulmalıdır. Bunun için hastaya bazı mekanik önlemler tavsiye edilebilir. Bunlar arasında; temizlik, havalandırma, yatak ve yastık kılıfı gibi fiziksel bariyerler, anne sütü ile beslenme, ev hayvanlarının uzaklaştırılması, ortamdaki nem ve ısı kontrolü sayılabilir.



İç ortamda bulunan en önemli alerjendir. Sıcak ve rutubetli ortamları severler, gözle görülmeyen mikroskobik canlılardır. Bu canlıların özellikle dışkıları hastalık sebebidir. Türkiye'de alerjik astımın en sık rastlanan sebebidir. Akarlar insan derisinden dökülen epitel dokusu ile beslenir. Bir erişkinin deri artığı 100.000 ev tozu akarını besler. Akarları taşıyan partiküller kolayca yere çöker. Bu canlılar solunum yoluyla vücuda girer ve hastalık belirtiler ortaya çıkmaya başlar. 



Ev Tozu Akarı Evin Nerelerinde Bulunur?


Evde halı, yatak, yastık, yorgan, perdeler, kumaş kaplı mobilyalar, tüylü oyuncaklar ev tozu akarlarının bulunduğu kaynaklardır. Evdeki akar yoğunluğu coğrafik bölge, nem, ısı, dekorasyon malzemeleri, evdeki kişi sayısı gibi faktörlerle etkilenmektedir.



Korunmanın en etkili yolu akar alerjenleri ile temasın önlenmesidir. Alınacak birkaç basit yöntemle maruziyet önemli ölçüde azaltılabilir. Evdeki diğer odalara oranla yatak odası en fazla akar barındıran yer olduğundan, ayrıca ortalama 8 saat günde yatak odasında zaman geçirdiğimizden buradaki akarlarla mücadele önemlidir. Yatak takımları için özel kumaş ve kılıflar kullanılabilir, yıkanabilir örtüler kullanılmalı ve sık yıkama yapılmalıdır. Giysiler daima kapalı dolaplarda bulunmalıdır. Halılar mümkünse kaldırılmalıdır, kilim tercih edilebilir. İçi doldurulmuş oyuncaklar çocuk odalarından uzaklaştırılmalıdır. Kısaca yatak odaları toz tutan her türlü eşyadan arındırılmalıdır. Bütün odalar sulu sistem elektrikli süpürge ve ıslak bezlerle düzenli olarak temizlenmelidir. Normal Elektrikli süpürgelerin bir kısmı tahliye havasıyla akar alerjenlerinin odaya dağılmasına neden olmaktadır. Bu yüzden hasta temizlik sırasında ortamda bulunmamalıdır. Vakumladığı havadaki alerjen parçacıklarının ortam havasına karışmasını önleyen, toz akarlarını suya gömen böylelikle tekrardan havaya karışmasını önleyen sulu sistem teknolojik cihazlar tercih edilebilir. Günümüzde bu en etkili yöntemlerden biridir. Halı yıkama makineleri halıda nem oranını arttırmakta bu nedenle akar üremesine yol açtığı için önerilmemektedir.

Süpürge ve standart elektrikli süpürgeler uygun temizleme araçları değildir. 
Çünkü bu süpürgelerden beklenen temizlikte amaç emilen tozların tekrar havaya karışmamasıdır. Bilindiği üzere, standart özellikteki elektrikli süpürgeler, bezden veya kağıttan yapılmış toz torbalarına sahiptir. Emiş sırasında kaba tozlarla süpürgeye giren hava, toz torbasının gözeneklerinden minik tozlarla birlikte yine havaya karışır. Bu kısır döngü sayesinde temizlik bir türlü sağlanamaz. Mobilyaların üzeri sürekli tozlu, ortam sürekli hastalığa davetiye çıkaran niteliktedir.
Emiş gücü yüksek ve çektikleri tozu tekrar havaya karıştırmayan özel süpürme cihazları çok küçük tanecikleri de tutma özelliğine sahip olup yapılan temizlik esnasında havaya karışan toz miktarı yok denecek kadar azdır.



Ev tozu akarları her evde doğal olarak bulunan canlılardır. Sıcak iklimlerde halının üç saat süreyle güneşte bırakılması da akarlara karşı etkili bir yöntemdir. Ancak günümüzde apartman hayatında bu imkan yok gibidir. O zaman alınması gereken tedbir bataklığın yok edilmesidir. Bataklık olarak kabul edebileceğimiz en önemli etken, halıların dibine gömülen ve her temizlik zamanı daha çok bastırılan ev kirleri, her türlü artık maddelerdir. Seperatörlü (ayırıştırıcılı) ve kirleri suya hapseden cihazlar-sulu sistem temizlik robotları- etken bir yöntem olabilir. 



Dr. Salih EKEN