Metabolizma, Diabet ve İnsülin

Her canlının,eğer doğuştan bir engeli yoksa,doğal ve dengeli bir metabolizması vardır. Metabolizma, vücudumuzdaki birtakım olaylar zincirinin genel adıdır. Bu olaylar zinciri; besin maddelerinin ve havanın vücudumuza girişi ile başlar,onların vücud içinde parçalanması,taşınması,yakılması veya kullanılması,başka maddelere dönüşmesi,yıkılması ve atılması gibi birçok faaliyetlerle devam eder. Bu zincir faaliyetler ömür boyu dengeli ve düzenli bir şekilde devam etmektedir. Bütün metabolik faaliyetlerin doğrudan veya dolaylı bir şekilde birbiriyle ilgisi vardır,dolayısıyle zincirin bir halkasında meydana gelen değişim veya bozulma diğer safhaları ve süreçleri de etkilemektedir. Metabolizma zincirini en fazla etkileyen faktörlerin başında yanlış ve dengesiz beslenme, aşırı ilaç kullanımı,zehirlenmeler,havasızlık,hareketsizlik,stres gelmektedir.

Doğal ve dengeli bir metabolizma demek; tüm vücud fonksiyonlarının ahenkli ve sağlıklı olarak yerine gelmesi demektir. Yani; vücud sağlığı,ruhsal-zihinsel tatmin,yaşama sevinci ve farkındalık gibi yaşam için önemli koşullar yerine getirilir,iç sinyaller daha iyi algılanabilir. Bu da şu demektir; dengeli ve doğal bir metabolizma daha iyi bir kişisel ve toplumsal gelişim faktörüdür. Daha az hastalık ve hasta ,dolayısıyla daha sağlıklı bir toplum olarak da ifade edilebilir ki, bu, kişiler ve toplum için artı ekonomik katkı demektir.

Her vücud kendisi için gerekli olan enzim ve hormonları,kendi doğal dengesiyle,kendi başına üretebilir,bunun için gerekli yapı malzemelerinin beslenme yoluyla temin edilmesi gerekir. Bu temin işi sağlıklı bir insanda kendi iç veya dış sinyalleri ile (acıkma,doyma,iştah,iştahsızlık,egzersiz,hareketsizlik v.s.) ayarlanabilir.

Beslenme yoluyla vücudumuza 3 temel besin maddesi alırız. Karbonhidrat,yağ ve protein.Karbonhidratlar enerji kaynağı,proteinler vücudun yapı taşları,yağlar da hem enerji kaynağı hem de hücre yapısı için gerekli maddelerdir.Bunlarla beraber vücud için gerekli ve destek hizmeti gören mineral,su,elektrolit ve vitaminleri de besin olarak alırız.

Aldığımız karbonhidrat ve yağlar birtakım sindirim safhalarından sonra hücrede yakılarak enerjiye dönüşür,eğer enerji gereksinimi yoksa yağlar yağ deposunda,karbonhidratlar da glikojen depolarında saklanır,ancak kaslarda ve karaciğerdeki glikojen depoları çok çabuk dolduğu için artan karbonhidratlar da yağa dönüşür ve yağ depolarına gider.Yani vücudumuzda depolanan yağların iki kaynağı vardır;biri yağlı besinler,diğeri karbonhidratlar(şekerli besinler)dır.

Metabolizmanın bozulmasıyla vücudumuzda çeşitli hastalıklar silsilesi başlar.Bunların başlıcaları diabet,tansiyon yüksekliği,aşırı kilo,kalp damar hastalıkları,nörolojik ve psikolojik rahatsızlıklar v.s.’dir. Obesite,diabet ve hipertansiyon birlikte olursa buna metabolik sendrom adı verilir.

Tüm vücud hücrelerinin enerji için glikoza ihtiyacı vardır,ancak bunların içinde bazıları(beyin,alyuvarlar ve üreme organları) enerji ihtiyaçlarını sadece glikozla karşılayabilirler. Bunun için de kan şekeri seviyesinin her zaman yeterli miktarda olması gerekir. Kan şekeri seviyesi,insülin ve glukagon isimli, pankreastan salgılanan hormonlar tarafından kontrol edilir.Kan şekerinin yükselmesi de,düşmesi de vücud için tehlikelidir.

Normal olarak,gıda alımıyla,kan şekeri yükseldiğinde pankreastaki beta hücreleri insülin salgılayarak kandaki glikozun kas ve yağ hücrelerine taşınmasını sağlar ve şeker seviyesini normale indirir.Kan şekerinin normalden aşağı indiği durumlarda pankreasın alfa hücrelerinden glukagon hormonu salgılanır ve bu hormon karaciğerde depolanmış olan glikojeni glikoza çevirerek kana verir,dolayısıyla seviye tekrar normale döner.

Aşırı ve devamlı karbonhidrat ağırlıklı beslenme,3 öğünden fazla yemek tüketmek(ara öğünler veya abur cubur atıştırmak),aç karnına meyve veya tatlı yemek,hazır gıda ve içeceklerin aşırı tüketilmesi gibi birçok sebeple kanda şeker seviyesinin yüksekliği neredeyse devamlı hale gelir,buna bağlı olarak da insülin seviyelerinin devamlı yüksekliği söz konusudur, çünkü insülin yüksek şekeri algıladığı anda hemen salgılanır ve kandaki seviyesi normalin üstüne çıkar. İnsülinin görevi devamlı olarak şekeri hücreye taşımak ve hücre içine sokmak olduğundan,şekerin ve insülinin ara vermeksizin yüksekliği sebebi ile,hücrelerde bir müddet sonra doygunluk başgösterir ve hücreler insüline karşı direnç göstermeye ve getirdiği glikozu kabul etmemeye başlar.Eğer böyle olan kişiler egzersiz ve spor da yapmıyorsa (kasları çalışmıyorsa) kan şekeri gittikçe yükselmeye başlar(spor yapanlarda hücreler bir miktar daha şekeri insülinden bağımsız olarak hücre içine kabul eder.)Kan şekerinin böylece yükselmeye başlaması pankreası tetikler ve daha fazla insülin salgılamaya başlar ve pankreas zamanla yorulur,işte DİABETE giden yol böyle açılır.

DİABET 2 türlüdür.

TİP 1 DİABET:Çocuk yaşta geçirilen otoimmün pankreas hastalıkları sebebi ile olur.Pankreasın beta hücreleri ya çok az insülin üretir veya hiç üretemez,dolayısıyla insülin olmadan hücrelere glikoz taşınamayacağı için hücrelerin glikoz ihtiyacı karşılanamaz,bu hastalara dışarıdan insülin vermek gerekir.Bunlara insülin bağımlısı diabetliler de denir. Tüm diabetliler içinde bunların oranı yaklaşık %6-7 kadardır.

TİP 2 DİABET:Genellikle karbonhidrat ağırlıklı yanlış beslenme neticesi oluşan fazla kilo ve hareketsizlik ana faktördür. Kandaki yüksek şekeri dengelemek için devamlı yükselen ve devamlı salgılanan insülin sebebiyle hücreler glikoza doymuştur ve artık insüline direnç gösterirler ve glikozu kabul etmezler.Ancak egzersiz ve spor yapan şeker hastalarında kasların çalışması esnasında insülinden bağımsız olarak bir miktar şeker hücre içine kabul edilir,ayrıca alyuvar,üreme organları ve beyin gibi glikozla beslenen organlara taşınan glikoz için de (insülinden bağımsız olarak) glikoz taşıyıcı başka hormonlar vardır,bunlar sayesinde insülin olmasa da bu organlar enerji ihtiyaçlarını karşılayabilirler fakat bu miktarlar tek başlarına kan şekerini düşürmeye yetmez. Kan şekerini düşürebilmek için pankreas aşırı insülin salgılamaya devam eder ve bir müddet sonra iyice yorulur,artık insülin veremez hale gelir,işte bu tablo şeker hastalığının tam yerleştiğini gösterir.

Günümüzde,özellikle son yıllarda,tip 2 diabet hastaları oldukça yüksek insülin değerlerine sahip olsalar bile insülinle tedavi edilmeye çalışılmaktadır, bu durumda ,hastaya verilen ara öğünlerle insülin direnci tetiklenmekte,pankreas yorulmaya devam etmekte ve bir müddet sonra tamamen iflas etmektedir,ki bu da uygun bir beslenme programı ile insülin direncini yenme şansı olan hastanın bu şansını kaybetmesi demektir.Böyle hastalara insülin başlamanın sebebini muhtemelen tıbbi değil,ekonomik açıdan yorumlamak gerekir.

Eğer karbonhidrat alımında uzun zincirli(polisakkarid) , zor ve geç emilen(glisemik yükü düşük) ürünler tercih edilirse hem kan şekeri ve hem de dolayısıyla insülin ani yükselmez ve de çabuk acıkma olmaz, daha sonra kan şekeri de ani düşmez,yani reaktif hipoglisemi olmaz.Beslenme şeklinin ayarlanması ile 5 saat süreyle kan şeker seviyesi dengede tutulabilir,bu da bu süre zarfında bir tokluk hissinin sağlanması demektir. Aksi takdirde kısa zincirli (monosakkarid)karbonhidratlarla(glisemik yükü yüksek) beslenme olursa kan şekeri ve insülin çok hızlı ve dik bir yükseliş gösterir ve daha sonra şeker de aniden düşer ve hemen açlık hissedilir,tekrar yemek veya atıştırma olursa şeker ve insülin yine yükselir ve bu döngü bir müddet sonra hücrelerin glikoz doygunluğuna ve İNSÜLİN DİRENCİne götürür. Görevi karaciğerdeki yedek şekeri kana vererek şeker seviyesini dengelemek olan GLUKAGON hormonunun vazife yapması da engellenmiş olur, bu durumda fazla şeker yağa dönerek depolanır.

Metabolizmanın,neredeyse, temeli diyebileceğimiz insülinin dengesinin bozulması ve devamlı yüksek seyretmesi protein ve yağ metabolizmasını da bozar ve zincir rahatsızlıklar başgösterir.Bunlar,hipertansiyon,kolesterol yükekliği,pıhtılaşma bozukluları,stres artışı,cinsel ve büyüme hormonlarının baskılanması,enfeksiyonlara eğilimin artması v.s.dir.

İNSÜLİN DİRENCİnin belirlenmesinde; kan şekeri seviyesinin kan insülin seviyesi ile çarpılıp 22.5’e bölündüğü HOMA İNDEX’i kullanılır.4.6’nın üzerindeki rakamlar insülin direncini gösterir. İnsülin direncinin başka bir göstergesi de karın çevresi ölçümüdür.Kadınlarda 88 cm. erkeklerde 102 cm’den büyük olması insülin direncine işarettir.

SONUÇ olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz;İnsülin yüksekliği ve İNSÜLİN DİRENCİ vücudun kabusudur ve karabasan gibi üzerine çökerek,bütün hayati fonksiyonları altüst etmektedir.

İşte,METABOLİC BALANCE burada devreye girerek,metabolizma için uygun olan dengeli,tamamen kişiye özel programlar ile insülin direncini ortadan kaldırmakta ve metabolizmayı kendi doğal dengesine getirmektedir.